Bağlaçlar Rehberi — YÖKDİL Sağlık

Cümle Tamamlama sorularında (Soru 31-41) geçen tüm bağlaçlar. Türkçe anlamları, kullanımları ve her biri için tıp diliyle en az 10 açıklamalı örnek.

← Bağlaçlar Konusuna Dön

Bağlaç Mantığı — 6 Ana Kategori

Altın Kural: Cümle Tamamlama sorularında verilen yarıdaki bağlaç, boş yeri hangi yönde tamamlaman gerektiğini söyler. Bağlaç zıtlık ise cevap zıt yönde, neden ise sonuç yönünde, koşul ise ihtimal yönünde olur.

Zıtlık Neden Sonuç Koşul Zaman Amaç Ekleme
1. Zıtlık / Karşıtlık Bağlaçları EN SIK
Sınavda cümle tamamlama sorularının %55-60'ı zıtlık mantığı üzerine kuruludur. Bir olguyu söyler, boşluğa onun tersini bekletir. Türkçe karşılıkları: "-e rağmen", "-dığı halde", "ama", "fakat", "oysa", "ancak", "buna karşın".
Although -e rağmen, -dığı halde bağlaç (cümle bağlar)
Kullanım: İki tam cümleyi bağlar. Cümlenin başında veya ortasında olabilir. Virgül istisnası: başta ise iki cümle arasına virgül konur.
Although + [özne + fiil], [özne + fiil].
[özne + fiil] although [özne + fiil].
DİKKAT: "Although" ile aynı cümlede "but" KULLANILMAZ. Sadece biri yeterlidir.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Although the patient completed the antibiotic course, the infection recurred within two weeks. Hasta antibiyotik kürünü tamamlamasına rağmen enfeksiyon iki hafta içinde tekrarladı.
  2. Although chemotherapy is toxic to healthy cells, it remains the standard treatment for many aggressive cancers. Kemoterapi sağlıklı hücreler için toksik olmasına rağmen, birçok agresif kanser için standart tedavi olmayı sürdürmektedir.
  3. Although aspirin thins the blood and reduces heart attack risk, it may cause gastrointestinal bleeding in elderly patients. Aspirin kanı sulandırıp kalp krizi riskini azaltsa da, yaşlı hastalarda mide-bağırsak kanamasına yol açabilir.
  4. The tumour appeared benign on imaging, although biopsy later revealed malignant cells. Görüntülemede tümör iyi huylu görünmesine rağmen biyopsi sonradan malign hücreler ortaya çıkardı.
  5. Although vaccination rates have risen, measles outbreaks continue in unvaccinated communities. Aşılama oranları artmasına rağmen, aşısız topluluklarda kızamık salgınları devam etmektedir.
  6. Although the brain damage in cerebral palsy is non-progressive, the neurological display may change with maturation. Serebral palside beyin hasarı ilerlemese de nörolojik tablo olgunlaşmayla değişebilir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 33)
  7. Although insulin therapy controls blood glucose effectively, it does not cure the underlying cause of Type 1 diabetes. İnsülin tedavisi kan şekerini etkin şekilde kontrol etse de Tip 1 diyabetin altta yatan sebebini iyileştirmez.
  8. Although statins lower LDL cholesterol, some patients develop muscle pain as a side effect. Statinler LDL kolesterolü düşürmesine rağmen bazı hastalarda yan etki olarak kas ağrısı gelişir.
  9. Although global warming does not directly cause cholera, its effects may create an environment in which the disease can flourish. Küresel ısınma doğrudan koleraya neden olmasa da etkileri hastalığın yayılabileceği bir ortam oluşturabilir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 36)
  10. Although antibiotics are life-saving drugs, their overuse has led to a global crisis of drug-resistant bacteria. Antibiyotikler hayat kurtarıcı ilaçlar olmasına rağmen aşırı kullanımı ilaca dirençli bakterilerden oluşan küresel bir krize yol açmıştır.
Even though -e rağmen (daha güçlü vurgu) bağlaç
Kullanım: "Although" ile aynıdır ama daha güçlü, daha şaşırtıcı bir zıtlık vurgusu yapar. "Even" burada "hatta, dahi" anlamı katar.
Even though + [özne + fiil], [özne + fiil].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Even though temperament is rooted in biology, children in the same family may have very different temperaments. Mizaç biyolojiye dayansa bile aynı ailedeki çocukların mizaçları çok farklı olabilir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 31)
  2. Even though the patient had no family history of hypertension, his blood pressure was dangerously high. Hastanın ailesinde hipertansiyon öyküsü olmamasına rağmen tansiyonu tehlikeli derecede yüksekti.
  3. Even though the surgery was successful, recovery took nearly six months due to complications. Ameliyat başarılı olmasına rağmen komplikasyonlar nedeniyle iyileşme neredeyse altı ay sürdü.
  4. Even though the vaccine is 95% effective, breakthrough infections can still occur. Aşı %95 etkili olmasına rağmen kırılma enfeksiyonları hâlâ görülebilir.
  5. Even though she followed a strict diet, her cholesterol level remained elevated. Sıkı bir diyet uygulamasına rağmen kolesterol seviyesi yüksek kalmaya devam etti.
  6. Even though MRI is highly accurate, small metastases may still go undetected. MR görüntüleme oldukça hassas olsa bile küçük metastazlar hâlâ tespit edilemeyebilir.
  7. Even though smoking cessation was recommended, the patient continued to smoke a pack a day. Sigarayı bırakması önerilmesine rağmen hasta günde bir paket içmeye devam etti.
  8. Even though penicillin was discovered decades ago, it is still effective against many bacterial infections. Penisilin onlarca yıl önce keşfedilmesine rağmen birçok bakteriyel enfeksiyona karşı hâlâ etkilidir.
  9. Even though stem cell therapy shows promise, its clinical application remains limited. Kök hücre tedavisi umut verici olsa da klinik uygulaması kısıtlı kalmaya devam etmektedir.
  10. Even though the patient reported no symptoms, the lab results indicated a serious kidney dysfunction. Hasta hiçbir belirti bildirmemesine rağmen laboratuvar sonuçları ciddi bir böbrek işlev bozukluğuna işaret ediyordu.
Though -e rağmen, ama, gerçi bağlaç / zarf
Kullanım: "Although"un daha kısa, günlük hali. Cümlenin sonunda da kullanılabilir; o zaman "gerçi, ama" anlamı verir.
Though + [cümle], [cümle].  /  [cümle]. [cümle], though.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Though the drug is effective, its cost limits access for many patients. İlaç etkili olsa da maliyeti pek çok hasta için erişimi kısıtlıyor.
  2. Though radiotherapy shrinks the tumour, it cannot always eliminate every cancer cell. Radyoterapi tümörü küçültse de her kanser hücresini yok edemeyebilir.
  3. Ulcers generally affect adults over 30, though children can get them as well. Ülserler genelde 30 yaş üstü yetişkinleri etkiler, gerçi çocuklarda da görülebilir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 39/E)
  4. Though coffee contains magnesium that could improve insulin secretion, its overall effect on diabetes is complex. Kahve insülin salgısını iyileştirebilecek magnezyum içerse de diyabet üzerindeki genel etkisi karmaşıktır.
  5. Though the patient survived the initial heart attack, a second one occurred within a year. Hasta ilk kalp krizini atlatmış olsa da bir yıl içinde ikincisi meydana geldi.
  6. Though physical therapy is essential after a stroke, many patients neglect it once symptoms improve. İnme sonrası fizik tedavi çok önemli olsa da birçok hasta belirtiler düzelince ihmal ediyor.
  7. The treatment worked. It was expensive, though. Tedavi işe yaradı. Ama pahalıydı. (cümle sonu kullanımı)
  8. Though the symptoms disappeared quickly, the underlying condition persisted. Belirtiler hızla kaybolsa da altta yatan durum devam etti.
  9. Though genetic testing can identify high-risk individuals, it cannot predict every disease outcome. Genetik test yüksek riskli bireyleri belirleyebilse de her hastalık sonucunu öngöremez.
  10. Though obesity increases the risk of many diseases, some obese individuals remain metabolically healthy. Obezite birçok hastalık riskini artırsa da bazı obez bireyler metabolik olarak sağlıklı kalır.
While 1) -iken (zaman) 2) oysa, buna karşın (zıtlık) bağlaç — İKİ FARKLI ANLAM
Kullanım: İki farklı anlamı vardır! Cümle Tamamlama sorularında çoğunlukla zıtlık anlamındadır ("oysa"). Zaman anlamında "-iken" olarak kullanılır.
While + [özne + fiil], [özne + fiil].
Ayırt Etme: İki cümlede aynı özne ve aynı zaman varsa → zaman. Zıt anlamlı iki durum karşılaştırılıyorsa → zıtlık.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. While excess sodium increases blood pressure, potassium eases tension in blood-vessel walls. Fazla sodyum tansiyonu artırırken potasyum damar duvarındaki gerilimi azaltır. (YÖKDİL 2021/2, Soru 32 — zıtlık)
  2. While deep brain stimulation helps epilepsy patients, it carries the risk of infection. Derin beyin uyarımı epilepsi hastalarına yardımcı olurken enfeksiyon riski taşır. (YÖKDİL 2021/2, Soru 35 — zıtlık)
  3. While the prevalence of high blood pressure has risen, treatments to limit its damage have also improved. Yüksek tansiyon sıklığı artmışken hasarını sınırlayan tedaviler de gelişmiştir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 40 — zıtlık)
  4. The nurse monitored vital signs while the surgeon performed the operation. Cerrah ameliyatı yaparken hemşire hayati bulguları takip etti. (zaman anlamı)
  5. While antibiotics kill bacteria, they have no effect on viral infections. Antibiyotikler bakterileri öldürürken virüsler üzerinde etkisizdir. (zıtlık)
  6. The patient must fast while preparing for the blood glucose test. Hasta kan şekeri testine hazırlanırken aç kalmalıdır. (zaman)
  7. While Type 1 diabetes usually appears in childhood, Type 2 typically develops in adults. Tip 1 diyabet genellikle çocuklukta ortaya çıkarken Tip 2 tipik olarak yetişkinlikte gelişir. (zıtlık)
  8. While some vaccines require multiple doses, others provide lifelong immunity with a single shot. Bazı aşılar birden fazla doz gerektirirken diğerleri tek dozla ömür boyu bağışıklık sağlar. (zıtlık)
  9. The heart rate dropped suddenly while the patient was under anaesthesia. Hasta anestezi altındayken kalp atım hızı aniden düştü. (zaman)
  10. While chronic pain is often invisible, its impact on quality of life is profound. Kronik ağrı çoğu zaman görünmez olsa da yaşam kalitesine etkisi derindir. (zıtlık)
Whereas oysa, buna karşın bağlaç — sadece zıtlık
Kullanım: "While"ın sadece zıtlık anlamındaki karşılığıdır. İki durumu doğrudan karşılaştırır. Resmî yazı dilinde tercih edilir.
[cümle], whereas [cümle].  /  Whereas [cümle], [cümle].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Caffeinated coffee reduces blood glucose, whereas decaffeinated coffee does not have the same effect. Kafeinli kahve kan şekerini düşürür, oysa kafeinsiz kahvenin aynı etkisi yoktur. (YÖKDİL 2021/2, Soru 41)
  2. Arteries carry oxygenated blood, whereas veins carry blood back to the heart. Atardamarlar oksijenli kanı taşırken toplardamarlar kanı kalbe geri taşır.
  3. Viruses require a host to replicate, whereas bacteria can reproduce independently. Virüsler çoğalmak için bir konakçıya ihtiyaç duyar, oysa bakteriler bağımsız üreyebilir.
  4. Benign tumours grow slowly, whereas malignant tumours often spread aggressively. İyi huylu tümörler yavaş büyür, kötü huylu tümörler ise sıklıkla agresif şekilde yayılır.
  5. Aspirin acts as a blood thinner, whereas paracetamol has no such effect. Aspirin kan sulandırıcı olarak etki eder, oysa parasetamolün böyle bir etkisi yoktur.
  6. Acute pain lasts a short time, whereas chronic pain persists for months or years. Akut ağrı kısa süreliyken kronik ağrı aylar veya yıllar boyu sürer.
  7. Insulin lowers blood sugar, whereas glucagon raises it. İnsülin kan şekerini düşürürken glukagon yükseltir.
  8. Antibiotics target bacterial infections, whereas antivirals fight viral infections. Antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonları hedef alırken antiviraller viral enfeksiyonlarla savaşır.
  9. The right lung has three lobes, whereas the left lung has only two. Sağ akciğerin üç lobu varken sol akciğerin yalnızca ikisi vardır.
  10. Some patients tolerate chemotherapy well, whereas others experience severe side effects. Bazı hastalar kemoterapiyi iyi tolere ederken diğerleri ciddi yan etkiler yaşar.
However ancak, fakat, bununla birlikte bağlayıcı zarf (conjunctive adverb)
Kullanım: İki AYRI cümleyi bağlar. Kendinden önce nokta veya noktalı virgül, kendinden sonra virgül gelir. "But"un resmi karşılığı.
[cümle 1]. However, [cümle 2].
[cümle 1]; however, [cümle 2].
DİKKAT: "However" iki cümleyi tek başına birleştirmez! Öncesinde nokta veya noktalı virgül şarttır.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Years ago stress was thought to cause ulcers. However, H. pylori bacteria are now known to be responsible. Yıllar önce ülsere stresin neden olduğu düşünülüyordu. Ancak şimdi H. pylori bakterisinin sorumlu olduğu biliniyor. (YÖKDİL 2021/2, Soru 39)
  2. The initial diagnosis was pneumonia. However, further tests revealed tuberculosis. İlk tanı zatürre idi. Ancak ileri testler tüberkülozu ortaya çıkardı.
  3. Statins effectively lower cholesterol; however, they may cause muscle pain in some patients. Statinler kolesterolü etkin biçimde düşürür; ancak bazı hastalarda kas ağrısına neden olabilir.
  4. The vaccine is safe. However, mild fever and fatigue are common side effects. Aşı güvenlidir. Bununla birlikte hafif ateş ve yorgunluk yaygın yan etkilerdir.
  5. Surgery is the primary treatment; however, radiotherapy is often required afterwards. Cerrahi birincil tedavidir; ancak sonrasında sıklıkla radyoterapi gerekir.
  6. Antibiotics were prescribed. However, the patient's symptoms did not improve. Antibiyotik reçete edildi. Ancak hastanın belirtileri düzelmedi.
  7. MRI provides detailed images. However, it cannot be used on patients with pacemakers. MR ayrıntılı görüntüler sunar. Ancak kalp pili olan hastalarda kullanılamaz.
  8. The tumour was small. However, it had already spread to nearby lymph nodes. Tümör küçüktü. Bununla birlikte yakındaki lenf düğümlerine çoktan yayılmıştı.
  9. Diet and exercise can control Type 2 diabetes. However, most patients eventually need medication. Diyet ve egzersiz Tip 2 diyabeti kontrol edebilir. Ancak çoğu hasta zamanla ilaca ihtiyaç duyar.
  10. The drug showed promising results in trials. However, long-term side effects remain unknown. İlaç denemelerde umut verici sonuçlar gösterdi. Ancak uzun vadeli yan etkileri hâlâ bilinmiyor.
But ama, fakat bağlaç (coordinating)
Kullanım: Konuşma diline daha yakın, iki eşdeğer cümleyi virgülle bağlar. Cümle Tamamlama sorularında bazen ek zıt bilgi verir.
[cümle 1], but [cümle 2].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. COPD occurs as a consequence of cigarette smoking, but exposure to industrial toxins might be held responsible as well. KOAH sigara içmenin sonucu olarak ortaya çıkar, ancak endüstriyel toksinlere maruz kalmak da sorumlu tutulabilir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 37)
  2. The wound was small, but it required stitches to prevent scarring. Yara küçüktü, ama iz kalmasını önlemek için dikiş gerekti.
  3. The patient felt better, but the follow-up X-ray showed persistent inflammation. Hasta iyi hissetti, ama kontrol röntgeni kalıcı iltihabı gösterdi.
  4. Painkillers relieve symptoms, but they do not treat the underlying cause. Ağrı kesiciler belirtileri hafifletir ama altta yatan sebebi tedavi etmez.
  5. Antibiotics are effective against bacteria, but they are useless against viruses. Antibiyotikler bakterilere karşı etkilidir ama virüslere karşı işe yaramaz.
  6. The vaccine reduces severe illness, but it does not fully prevent infection. Aşı ciddi hastalığı azaltır ama enfeksiyonu tamamen engellemez.
  7. Surgery removed the tumour, but chemotherapy was still recommended. Ameliyat tümörü aldı ama yine de kemoterapi önerildi.
  8. The test result was negative, but symptoms strongly suggested the disease. Test sonucu negatifti ama belirtiler hastalığa güçlü şekilde işaret ediyordu.
  9. The drug is cheap, but it can cause serious liver damage. İlaç ucuzdur, ama ciddi karaciğer hasarına neden olabilir.
  10. The treatment was effective, but the recovery period was long and painful. Tedavi etkiliydi, ama iyileşme süreci uzun ve ağrılıydı.
Yet ama, yine de, buna rağmen bağlaç / zarf
Kullanım: "But"a benzer ama daha vurgulu ve şaşırtıcı bir zıtlık ifade eder. "Buna rağmen, yine de" anlamı taşır.
[cümle 1], yet [cümle 2].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. The disease is rare, yet its impact on affected families is devastating. Hastalık nadir görülür, yine de etkilenen aileler üzerindeki etkisi yıkıcıdır.
  2. The patient followed every instruction, yet the condition worsened. Hasta her talimatı yerine getirdi, yine de durumu kötüleşti.
  3. Aspirin is over a century old, yet it remains one of the most prescribed drugs. Aspirin yüz yılı aşkın bir ilaç, yine de en çok reçete edilen ilaçlardan biri olmaya devam ediyor.
  4. The tumour appeared inoperable, yet the surgeon successfully removed it. Tümör ameliyat edilemez görünüyordu, ama cerrah onu başarıyla çıkardı.
  5. The virus is highly contagious, yet most cases remain mild. Virüs oldukça bulaşıcıdır, yine de vakaların çoğu hafif seyretmektedir.
  6. The disease has been studied for decades, yet its exact cause is unknown. Hastalık onlarca yıldır araştırılıyor, yine de kesin sebebi bilinmiyor.
  7. The therapy is expensive, yet demand continues to rise. Tedavi pahalıdır, yine de talep artmaya devam etmektedir.
  8. Vaccines save millions of lives, yet vaccine hesitancy remains widespread. Aşılar milyonlarca hayat kurtarır, yine de aşı tereddüdü yaygın olmayı sürdürmektedir.
  9. The patient looked healthy, yet the scan revealed advanced disease. Hasta sağlıklı görünüyordu, yine de tarama ilerlemiş bir hastalık ortaya çıkardı.
  10. Antibiotic resistance is well-documented, yet overprescription continues in many countries. Antibiyotik direnci iyi belgelenmiştir, yine de birçok ülkede aşırı reçetelendirme sürmektedir.
Despite / In spite of -e rağmen edat (preposition) — İSİM alır
Kullanım: "Although" ile aynı anlamı verir AMA yapısı farklıdır. Arkasına cümle DEĞİL, isim veya fiil+ing gelir.
Despite + [isim / V+ing], [cümle].
In spite of + [isim / V+ing], [cümle].
ÖNEMLİ HATA: "Despite of" YANLIŞTIR. Ya "despite" ya "in spite of" olur. "Despite the fact that + cümle" ise doğru bir kalıptır.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Despite aggressive treatment, the cancer continued to spread. Agresif tedaviye rağmen kanser yayılmayı sürdürdü.
  2. In spite of the high dosage, the medication failed to control the seizures. Yüksek doza rağmen ilaç nöbetleri kontrol edemedi.
  3. Despite being fully vaccinated, some individuals still contract the disease. Tam aşılı olmasına rağmen bazı bireyler hastalığa hâlâ yakalanmaktadır.
  4. In spite of years of research, no cure has been found for Alzheimer's disease. Yıllardır süren araştırmalara rağmen Alzheimer hastalığına çare bulunamadı.
  5. Despite her healthy lifestyle, the patient developed early-stage lung cancer. Sağlıklı yaşam tarzına rağmen hastada erken evre akciğer kanseri gelişti.
  6. Despite the fact that the drug is expensive, it is widely used in oncology. İlaç pahalı olmasına rağmen onkolojide yaygın olarak kullanılmaktadır.
  7. In spite of having no family history, the man developed hereditary hemochromatosis. Aile öyküsü olmamasına rağmen adamda kalıtsal hemokromatoz gelişti.
  8. Despite low complication rates, informed consent is always required before surgery. Düşük komplikasyon oranlarına rağmen ameliyattan önce daima bilgilendirilmiş onam gereklidir.
  9. In spite of the negative test result, the physician ordered further examinations. Negatif test sonucuna rağmen hekim ileri tetkikler istedi.
  10. Despite receiving CPR promptly, the patient could not be resuscitated. Anında CPR yapılmasına rağmen hasta canlandırılamadı.
Nevertheless / Nonetheless yine de, buna rağmen bağlayıcı zarf
Kullanım: "However"a çok yakın ama daha güçlü, daha resmi. Bir bilgiyi verdikten sonra "yine de..." diyerek tersini söyler.
[cümle 1]. Nevertheless, [cümle 2].
[cümle 1]; nonetheless, [cümle 2].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. The side effects are unpleasant. Nevertheless, the drug remains the best option available. Yan etkileri hoş değildir. Yine de ilaç mevcut en iyi seçenek olmayı sürdürmektedir.
  2. Antibiotic resistance is rising. Nonetheless, new antibiotics continue to be developed. Antibiyotik direnci artmaktadır. Yine de yeni antibiyotikler geliştirilmeye devam etmektedir.
  3. The prognosis was poor. Nevertheless, the patient survived and made a full recovery. Prognoz kötüydü. Buna rağmen hasta hayatta kaldı ve tamamen iyileşti.
  4. The surgery is risky. Nonetheless, it offers the only chance of long-term survival. Cerrahi risklidir. Yine de uzun vadeli sağkalım için tek şansı sunmaktadır.
  5. The vaccine is not 100% effective. Nevertheless, it significantly reduces mortality. Aşı %100 etkili değildir. Yine de ölüm oranını önemli ölçüde azaltmaktadır.
  6. Early symptoms are often ignored. Nonetheless, early detection saves lives. Erken belirtiler sıklıkla göz ardı edilir. Yine de erken teşhis hayat kurtarır.
  7. The treatment is experimental. Nevertheless, the family agreed to proceed. Tedavi deneyseldir. Buna rağmen aile devam etmeyi kabul etti.
  8. Physical therapy is time-consuming. Nonetheless, it is essential after joint replacement. Fizik tedavi zaman alır. Yine de eklem protezinden sonra vazgeçilmezdir.
  9. Genetic testing has limitations. Nevertheless, it can identify high-risk individuals early. Genetik testin sınırları vardır. Yine de yüksek riskli bireyleri erken teşhis edebilir.
  10. The trial had a small sample size. Nonetheless, its findings were consistent with earlier studies. Deneyin örneklem büyüklüğü küçüktü. Yine de bulguları önceki çalışmalarla tutarlıydı.
On the other hand / In contrast öte yandan / buna karşılık bağlayıcı zarf öbeği
Kullanım: İki farklı bakış açısını veya iki karşıt durumu karşılaştırmak için. Genellikle önce bir yönü belirtir, sonra bu ifadeyle diğer yönü verir.
[cümle 1]. On the other hand, [cümle 2].
[cümle 1]. In contrast, [cümle 2].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Painkillers offer quick relief. On the other hand, long-term use may cause dependence. Ağrı kesiciler hızlı rahatlama sağlar. Öte yandan uzun süreli kullanım bağımlılığa yol açabilir.
  2. Vaccines prevent disease. In contrast, antibiotics treat existing infections. Aşılar hastalığı önler. Buna karşılık antibiyotikler mevcut enfeksiyonları tedavi eder.
  3. Surgery removes the tumour immediately. On the other hand, radiotherapy takes weeks to complete. Cerrahi tümörü anında çıkarır. Öte yandan radyoterapinin tamamlanması haftalar sürer.
  4. Type 1 diabetes is autoimmune. In contrast, Type 2 is largely related to lifestyle. Tip 1 diyabet otoimmün kaynaklıdır. Buna karşılık Tip 2 büyük ölçüde yaşam tarzına bağlıdır.
  5. CT scans use radiation. On the other hand, MRI relies on magnetic fields. BT taramaları radyasyon kullanır. Öte yandan MR manyetik alanlara dayanır.
  6. Acute pain warns of tissue damage. In contrast, chronic pain may persist long after healing. Akut ağrı doku hasarını haber verir. Buna karşılık kronik ağrı iyileşmeden çok sonra da sürebilir.
  7. Beta blockers slow the heart rate. On the other hand, stimulants can accelerate it. Beta blokerler kalp atım hızını yavaşlatır. Öte yandan uyarıcılar hızlandırabilir.
  8. Blood pressure rises with stress. In contrast, meditation tends to lower it. Kan basıncı stresle yükselir. Buna karşılık meditasyon onu düşürme eğilimindedir.
  9. Antibiotics work quickly. On the other hand, antifungal drugs often require prolonged treatment. Antibiyotikler hızlı etki eder. Öte yandan antifungal ilaçlar sıklıkla uzun süreli tedavi gerektirir.
  10. Older patients recover slowly from surgery. In contrast, younger patients often heal within days. Yaşlı hastalar ameliyattan yavaş iyileşir. Buna karşılık genç hastalar sıklıkla günler içinde iyileşir.
2. Neden (Cause) Bağlaçları
Bir olayın sebebini gösterir. Türkçe karşılıkları: "çünkü", "-dığı için", "-den dolayı", "-den ötürü", "sebebiyle". Cümle Tamamlama sorularının yaklaşık %20'si neden-sonuç mantığı üzerine kuruludur.
Because çünkü, -dığı için bağlaç
Kullanım: En güçlü ve doğrudan neden bağlacı. Arkasına tam cümle gelir. "Because of" ise EDATtır, isim alır.
[cümle], because [özne + fiil].
Because [özne + fiil], [cümle].
KARIŞTIRMA: "because" + cümle / "because of" + isim. Örn: because he was illbecause of his illness.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. A high-sodium diet can trigger kidney stones because it increases the amount of calcium in urine. Yüksek sodyumlu diyet böbrek taşını tetikleyebilir çünkü idrardaki kalsiyum miktarını artırır. (YÖKDİL 2021/2, Soru 32/D)
  2. The patient could not undergo MRI because he had a pacemaker. Hasta MR çektiremedi çünkü kalp pili vardı.
  3. Insulin injections are required because the pancreas no longer produces sufficient hormone. İnsülin enjeksiyonları gereklidir çünkü pankreas artık yeterli hormon üretmez.
  4. The surgery was postponed because the patient's blood pressure was too high. Ameliyat ertelendi çünkü hastanın tansiyonu çok yüksekti.
  5. Antibiotics should be finished completely because stopping early may cause resistance. Antibiyotikler tamamen bitirilmelidir çünkü erken bırakmak dirence yol açabilir.
  6. Because the tumour had metastasised, chemotherapy was started immediately. Tümör metastaz yaptığı için kemoterapiye derhal başlandı.
  7. Children under 12 are at higher risk of animal bites because of their small size and inexperience. 12 yaş altı çocuklar hayvan ısırığı riski altındadır çünkü boyları küçük ve tecrübeleri azdır. (YÖKDİL 2021/2, Soru 34 mantığı)
  8. The wound became infected because it had not been properly cleaned. Yara enfekte oldu çünkü düzgün temizlenmemişti.
  9. Cholesterol levels rose because the patient stopped taking his statins. Kolesterol seviyeleri yükseldi çünkü hasta statin ilaçlarını almayı bıraktı.
  10. Vaccination is essential in childhood because the immune system develops during that period. Çocuklukta aşılama önemlidir çünkü bağışıklık sistemi o dönemde gelişir.
Since 1) çünkü, -dığı için 2) -den beri (zaman) bağlaç — İKİ FARKLI ANLAM
Kullanım: Neden anlamında "because"a benzer ama sebep daha bilinen/aşikâr olduğunda tercih edilir. Zaman anlamı için Zaman bölümüne bakınız.
Since + [özne + fiil], [cümle].
[cümle] since [özne + fiil].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Since the patient was allergic to penicillin, a different antibiotic was chosen. Hasta penisiline alerjik olduğu için farklı bir antibiyotik seçildi.
  2. Higher coffee consumption is associated with lower diabetes risk, since caffeine improves insulin sensitivity. Yüksek kahve tüketimi düşük diyabet riskiyle ilişkilidir çünkü kafein insülin duyarlılığını iyileştirir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 41 mantığı)
  3. Since the CT scan was inconclusive, an MRI was ordered. BT taraması yetersiz kaldığı için MR istendi.
  4. Isolation is required, since the disease is highly contagious. İzolasyon gereklidir, zira hastalık son derece bulaşıcıdır.
  5. Since pregnancy affects drug metabolism, medication doses must be adjusted. Gebelik ilaç metabolizmasını etkilediği için ilaç dozları ayarlanmalıdır.
  6. Since the vaccine trial showed positive results, mass production has begun. Aşı denemesi olumlu sonuçlar gösterdiği için toplu üretim başladı.
  7. Follow-up scans are essential, since cancer can recur years after remission. Kontrol taramaları elzemdir çünkü kanser remisyondan yıllar sonra tekrarlayabilir.
  8. Since the patient's kidney function was poor, the drug dose was reduced. Hastanın böbrek işlevi kötü olduğundan ilaç dozu azaltıldı.
  9. Since obesity increases surgical risk, weight loss is often recommended before elective surgery. Obezite cerrahi riski artırdığı için elektif ameliyat öncesi kilo verme sıklıkla önerilir.
  10. Since the tumour was small and localised, surgery alone was sufficient. Tümör küçük ve sınırlı olduğundan yalnızca cerrahi yeterli oldu.
As 1) -dığı için (neden) 2) -iken (zaman) 3) -dığı gibi çok anlamlı bağlaç
Kullanım: Neden anlamında "since"e benzer ama daha yumuşak/dolaylı bir neden verir. Bağlam belirleyicidir.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Those with chronic conditions should avoid detox diets, as they can interfere with medications. Kronik hastalığı olanlar detoks diyetlerinden kaçınmalıdır çünkü ilaçlarla etkileşime girebilirler. (YÖKDİL 2021/2, Soru 45)
  2. As the patient's fever persisted, further tests were ordered. Hastanın ateşi sürdüğü için ileri testler istendi.
  3. The dosage was reduced, as the patient showed signs of toxicity. Doz azaltıldı çünkü hastada toksisite belirtileri görüldü.
  4. As COPD is the fourth-leading cause of death, prevention is a major public health priority. KOAH dördüncü sıradaki ölüm nedeni olduğu için önlem büyük bir halk sağlığı önceliğidir.
  5. As antibiotic resistance grows, the search for new drugs intensifies. Antibiyotik direnci arttıkça yeni ilaç arayışı yoğunlaşır.
  6. Surgery was postponed, as the patient had a severe respiratory infection. Ameliyat ertelendi çünkü hastanın ciddi bir solunum enfeksiyonu vardı.
  7. Blood tests are routine, as they can detect many conditions before symptoms appear. Kan testleri rutindir çünkü pek çok hastalığı belirtiler ortaya çıkmadan tespit edebilirler.
  8. As vaccination coverage falls, previously eliminated diseases return. Aşılama kapsamı düştükçe daha önce yok edilen hastalıklar geri döner.
  9. The results were reliable, as the sample size was large. Sonuçlar güvenilirdi çünkü örneklem büyüktü.
  10. As the pain worsened at night, sleep quality deteriorated significantly. Ağrı geceleri şiddetlendiği için uyku kalitesi belirgin biçimde bozuldu.
Due to / Because of / Owing to -den dolayı, sebebiyle, yüzünden edat öbeği — İSİM alır
Kullanım: "Because"tan farkı: bunlar arkasına isim/isim öbeği alır, cümle DEĞİL. Üçü de aynı anlamdadır; "owing to" daha resmî, "due to" daha yaygındır.
Due to + [isim / V+ing], [cümle].
Because of + [isim], [cümle].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Due to their small size and inexperience with animals, children under 12 are at higher risk for animal bites. Küçük boyları ve hayvanlarla tecrübesizlikleri sebebiyle 12 yaş altı çocuklar hayvan ısırığı riski altındadır. (YÖKDİL 2021/2, Soru 34)
  2. The surgery was cancelled due to the patient's uncontrolled hypertension. Hastanın kontrolsüz hipertansiyonu sebebiyle ameliyat iptal edildi.
  3. Because of the ongoing pandemic, elective procedures were suspended. Devam eden pandemi nedeniyle elektif işlemler askıya alındı.
  4. Owing to advances in oncology, cancer survival rates have improved dramatically. Onkolojideki ilerlemeler sayesinde kanser sağkalım oranları çarpıcı biçimde iyileşti.
  5. Due to possible drug interactions, individuals should consult a doctor before taking any new medication. Olası ilaç etkileşimleri sebebiyle bireyler yeni bir ilaç almadan önce bir doktora danışmalıdır. (YÖKDİL 2021/2, Soru 48)
  6. The patient was hospitalised because of severe dehydration. Hasta ciddi su kaybı yüzünden hastaneye yatırıldı.
  7. Owing to the toxicity of the drug, close monitoring is required. İlacın toksisitesi nedeniyle yakın takip gereklidir.
  8. Vision loss occurred due to untreated diabetic retinopathy. Tedavi edilmeyen diyabetik retinopati sebebiyle görme kaybı meydana geldi.
  9. Because of antibiotic overuse, resistant bacteria have become a global concern. Antibiyotik aşırı kullanımı nedeniyle dirençli bakteriler küresel bir endişe kaynağı haline gelmiştir.
  10. The infant was placed in intensive care due to premature birth complications. Erken doğum komplikasyonları sebebiyle bebek yoğun bakıma alındı.
Given that -i göz önüne alındığında, -dığı düşünüldüğünde bağlaç öbeği
Kullanım: Bilinen bir gerçeği neden olarak sunar. "Considering that" ile eş anlamlıdır. Resmi bir tondadır.
Given that + [özne + fiil], [cümle].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Given that a large intake of caffeine is required to lower diabetes risk, moderation is important. Diyabet riskini düşürmek için büyük miktarda kafein alınması gerektiği düşünüldüğünde ölçülü olmak önemlidir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 41/E)
  2. Given that the patient has hypertension, salt intake must be strictly limited. Hastanın hipertansiyonu olduğu göz önüne alındığında tuz alımı kesinlikle sınırlandırılmalıdır.
  3. Given that COVID-19 spreads through droplets, mask use is highly recommended. COVID-19'un damlacıklarla yayıldığı düşünüldüğünde maske kullanımı şiddetle önerilir.
  4. Given that antibiotic resistance is rising, prescribing practices must change. Antibiyotik direncinin arttığı göz önüne alındığında reçetelendirme alışkanlıkları değişmelidir.
  5. Given that the elderly have weaker immune systems, they need special protection. Yaşlıların bağışıklık sisteminin daha zayıf olduğu düşünüldüğünde özel korunmaya ihtiyaçları vardır.
  6. Given that smoking causes 80% of lung cancer cases, prevention efforts focus on tobacco control. Sigaranın akciğer kanseri vakalarının %80'ine sebep olduğu göz önüne alındığında önleme çabaları tütün kontrolüne odaklanır.
  7. Given that the tumour was slow-growing, active surveillance was chosen over surgery. Tümörün yavaş büyüdüğü göz önüne alındığında cerrahi yerine aktif izlem seçildi.
  8. Given that obesity increases cardiovascular risk, weight management is a public health priority. Obezitenin kardiyovasküler riski artırdığı düşünüldüğünde kilo yönetimi halk sağlığı önceliğidir.
  9. Given that genetic predisposition plays a role, family history should always be assessed. Genetik yatkınlığın bir rol oynadığı düşünüldüğünde aile öyküsü daima değerlendirilmelidir.
  10. Given that early symptoms are non-specific, misdiagnosis is common. Erken belirtilerin özgün olmadığı göz önüne alındığında yanlış tanı sıktır.
3. Sonuç (Result) Bağlaçları
Bir olayın sonucunu gösterir. Türkçe karşılıkları: "bu yüzden", "bu nedenle", "böylece", "dolayısıyla", "sonuç olarak". Cümle Tamamlama sorularında "boşluk sonucu verecek" tarzı yönlendirme yapar.
Therefore bu nedenle, dolayısıyla bağlayıcı zarf
Kullanım: En resmî ve en güçlü sonuç bağlacı. Öncesinde nokta veya noktalı virgül, sonrasında virgül.
[cümle]. Therefore, [cümle].
[cümle]; therefore, [cümle].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. The patient was allergic to penicillin. Therefore, a different antibiotic was prescribed. Hasta penisiline alerjikti. Bu nedenle farklı bir antibiyotik reçete edildi.
  2. Chemotherapy weakens the immune system; therefore, patients must avoid crowded places. Kemoterapi bağışıklık sistemini zayıflatır; bu nedenle hastalar kalabalık yerlerden kaçınmalıdır.
  3. The tumour had spread to the lymph nodes. Therefore, systemic treatment was necessary. Tümör lenf düğümlerine yayılmıştı. Dolayısıyla sistemik tedavi gerekliydi.
  4. Aspirin thins the blood; therefore, it must be discontinued before surgery. Aspirin kanı sulandırır; bu nedenle ameliyattan önce kesilmelidir.
  5. Diabetes damages small blood vessels. Therefore, regular eye exams are essential. Diyabet küçük kan damarlarına zarar verir. Bu nedenle düzenli göz muayenesi elzemdir.
  6. The virus mutates rapidly. Therefore, annual flu vaccines are updated each year. Virüs hızlı mutasyona uğrar. Dolayısıyla yıllık grip aşıları her yıl güncellenir.
  7. Untreated hypertension damages arteries. Therefore, long-term medication is often necessary. Tedavi edilmeyen hipertansiyon atardamarlara zarar verir. Bu nedenle uzun süreli ilaç sıklıkla gereklidir.
  8. The patient showed severe symptoms; therefore, emergency surgery was performed. Hasta ciddi belirtiler gösterdi; dolayısıyla acil ameliyat yapıldı.
  9. Antibiotics do not affect viruses. Therefore, they should not be used for the common cold. Antibiyotikler virüsleri etkilemez. Bu nedenle soğuk algınlığı için kullanılmamalıdır.
  10. The tumour was inoperable. Therefore, palliative care became the main focus. Tümör ameliyat edilemezdi. Dolayısıyla palyatif bakım ana odak haline geldi.
So bu yüzden, öyle ki bağlaç
Kullanım: "Therefore"un gündelik hali. İki cümleyi virgülle bağlar; öncesinde nokta gerekmez.
[cümle 1], so [cümle 2].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. One sense can satisfy another, so if you smell food long enough, you will lose the urge to eat it. Bir duyu diğerini tatmin edebilir, bu yüzden yiyeceği yeterince uzun süre koklarsanız yeme isteğinizi yitirirsiniz. (YÖKDİL 2021/2, Soru 46)
  2. The wound was deep, so stitches were required. Yara derindi, bu yüzden dikiş gerekti.
  3. The patient had a rare blood type, so finding a donor was difficult. Hastanın nadir bir kan grubu vardı, bu yüzden donör bulmak zor oldu.
  4. He was diagnosed with lactose intolerance, so dairy products were removed from his diet. Laktoz intoleransı tanısı aldı, bu yüzden diyetinden süt ürünleri çıkarıldı.
  5. The fever was high, so the nurse administered paracetamol. Ateş yüksekti, bu yüzden hemşire parasetamol verdi.
  6. Blood cultures were negative, so the initial diagnosis of sepsis was ruled out. Kan kültürleri negatifti, bu yüzden ilk sepsis tanısı dışlandı.
  7. He had smoked for 40 years, so COPD was suspected. 40 yıldır sigara içiyordu, bu yüzden KOAH'tan şüphelenildi.
  8. The child was too young for that vaccine, so vaccination was postponed. Çocuk o aşı için henüz çok küçüktü, bu yüzden aşılama ertelendi.
  9. The lab was closed, so the sample was sent to another facility. Laboratuvar kapalıydı, bu yüzden örnek başka bir tesise gönderildi.
  10. The symptoms were vague, so a comprehensive workup was ordered. Belirtiler belirsizdi, bu yüzden kapsamlı bir tetkik yapıldı.
Thus / Hence böylece, dolayısıyla bağlayıcı zarf — resmî
Kullanım: "Therefore"a çok yakındır ama akademik/bilimsel yazıda daha yaygındır. "Hence" cümle başında virgülle kullanılır; bazen ise doğrudan isim/tam olmayan yapıyla da olabilir ("hence the delay").
[cümle 1]. Thus, [cümle 2].
[cümle 1]. Hence, [cümle 2].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. The brain damage in cerebral palsy is non-progressive; thus, deterioration does not occur. Serebral palside beyin hasarı ilerleyici değildir; böylece kötüleşme meydana gelmez. (YÖKDİL 2021/2, Soru 33 mantığı)
  2. The patient's kidney function was impaired; hence, the drug dose was reduced. Hastanın böbrek işlevi bozuktu; dolayısıyla ilaç dozu azaltıldı.
  3. The clinical trial ended early. Thus, long-term data are limited. Klinik deneme erken sona erdi. Bu nedenle uzun vadeli veriler kısıtlıdır.
  4. The pathogen was multidrug-resistant. Hence, combination therapy was needed. Patojen çoklu ilaca dirençliydi. Dolayısıyla kombinasyon tedavisi gerekiyordu.
  5. The mutation disrupts protein folding; thus, cellular function is compromised. Mutasyon protein katlanmasını bozar; böylece hücresel işlev zayıflar.
  6. Antibodies mark bacteria for destruction. Thus, the immune system can eliminate them. Antikorlar bakterileri yok edilmek üzere işaretler. Böylece bağışıklık sistemi onları yok edebilir.
  7. The condition is asymptomatic in early stages; hence the importance of screening. Hastalık erken evrelerde belirtisizdir; dolayısıyla taramanın önemi.
  8. Insulin cannot be given orally; thus, it is administered by injection. İnsülin ağızdan verilemez; böylece enjeksiyonla uygulanır.
  9. The trial met all endpoints. Thus, the drug received regulatory approval. Deneme tüm hedef noktalarını karşıladı. Böylece ilaç düzenleyici onayı aldı.
  10. The bacterium produces beta-lactamase. Hence, standard penicillins are ineffective. Bakteri beta-laktamaz üretir. Dolayısıyla standart penisilinler etkisizdir.
Consequently / As a result sonuç olarak, bunun sonucunda bağlayıcı zarf öbeği
Kullanım: Doğrudan ve net bir sonuç bağlacı. Zincirin son halkasını verir. "As a consequence" ile eş anlamlıdır.
[cümle 1]. Consequently, [cümle 2].
[cümle 1]. As a result, [cümle 2].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. The patient stopped taking his medication. As a result, his blood pressure spiked dangerously. Hasta ilacını almayı bıraktı. Sonuç olarak tansiyonu tehlikeli biçimde yükseldi.
  2. Antibiotic overuse has continued for decades. Consequently, resistant strains have emerged worldwide. Onlarca yıldır antibiyotik aşırı kullanımı sürüyor. Sonuç olarak dünya çapında dirençli suşlar ortaya çıkmıştır.
  3. Smoking damages lung tissue. Consequently, lung capacity declines over time. Sigara akciğer dokusuna zarar verir. Sonuç olarak akciğer kapasitesi zamanla azalır.
  4. The tumour compressed a nerve. As a result, the patient developed severe pain. Tümör bir siniri sıkıştırdı. Bunun sonucunda hastada şiddetli ağrı gelişti.
  5. Poor diet and inactivity persisted for years. Consequently, Type 2 diabetes developed. Kötü beslenme ve hareketsizlik yıllarca sürdü. Sonuç olarak Tip 2 diyabet gelişti.
  6. Screening programs were expanded nationwide. As a result, cancer detection rates improved. Tarama programları ülke çapında genişletildi. Sonuç olarak kanser tespit oranları iyileşti.
  7. The vaccine reduces transmission. Consequently, herd immunity becomes achievable. Aşı bulaşı azaltır. Sonuç olarak sürü bağışıklığı ulaşılabilir hale gelir.
  8. Dehydration reduced blood volume. As a result, the patient's blood pressure dropped. Su kaybı kan hacmini azalttı. Bunun sonucunda hastanın tansiyonu düştü.
  9. Cigarette smoke damages cilia in the airways. Consequently, mucus accumulates and infections increase. Sigara dumanı hava yollarındaki siller zarar verir. Sonuç olarak mukus birikir ve enfeksiyonlar artar.
  10. The patient's liver enzymes rose sharply. As a result, the offending drug was discontinued. Hastanın karaciğer enzimleri keskin şekilde yükseldi. Bunun sonucunda sorumlu ilaç kesildi.
4. Koşul (Condition) Bağlaçları
Bir olayın koşulunu / şartını gösterir. Türkçe karşılıkları: "eğer", "-medikçe", "-diği sürece", "olsa bile", "aksi takdirde". Cümle Tamamlama sorularında sıkça If + present → will tarzı zaman uyumu sorulur.
If eğer, -sa/-se bağlaç — koşul cümlesi
Kullanım: 4 tip koşul cümlesi vardır:
TipIf yan cümlesiAna cümleAnlam
Type 0If + presentpresentGenel gerçek
Type 1If + presentwill/can + V1Olası gelecek
Type 2If + pastwould + V1Şu an hayali
Type 3If + had V3would have V3Geçmiş hayali
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. If you smell a food long enough, you lose the urge to eat it. Bir yiyeceği yeterince uzun süre koklarsanız onu yeme isteğinizi kaybedersiniz. (Type 1)
  2. If the fever exceeds 39°C, immediate medical attention is required. Ateş 39°C'yi geçerse acil tıbbi müdahale gerekir. (Type 0 — genel gerçek)
  3. If the patient receives the antibiotic within 6 hours, the outcome will be much better. Hasta antibiyotiği 6 saat içinde alırsa sonuç çok daha iyi olacaktır. (Type 1)
  4. If she had not been vaccinated, she would probably have died from the infection. Aşı olmasaydı büyük olasılıkla enfeksiyondan ölecekti. (Type 3)
  5. If insulin is not administered, blood glucose can reach dangerous levels. İnsülin uygulanmazsa kan şekeri tehlikeli seviyelere ulaşabilir.
  6. If the tumour were operable, surgery would be the first choice. Tümör ameliyat edilebilir olsaydı ilk tercih cerrahi olurdu. (Type 2)
  7. If the wound is left untreated, infection may develop within days. Yara tedavisiz bırakılırsa günler içinde enfeksiyon gelişebilir.
  8. If he had quit smoking earlier, his lung function would have been better today. Sigarayı daha erken bıraksaydı bugün akciğer işlevi daha iyi olurdu. (Type 3)
  9. If a patient shows signs of anaphylaxis, adrenaline must be given immediately. Bir hastada anafilaksi belirtileri görülürse derhal adrenalin uygulanmalıdır.
  10. If genetic testing had been done earlier, the disease could have been prevented. Genetik test daha erken yapılmış olsaydı hastalık önlenebilirdi. (Type 3)
Unless -medikçe, olmadıkça, eğer ... olmazsa bağlaç — olumsuz koşul
Kullanım: "If not" ile aynı anlamdadır. Kendisinden sonra olumsuzluk EKLENMEZ; anlam zaten olumsuzdur.
Unless + [olumlu cümle] = If + [olumsuz cümle]
Örn: Unless he takes the medicine = If he doesn't take the medicine
YAYGIN HATA: "Unless he doesn't come" YANLIŞ. Doğrusu: "Unless he comes".
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Unless the patient completes the full course of antibiotics, resistance may develop. Hasta antibiyotik kürünü tamamlamadığı sürece direnç gelişebilir.
  2. Unless vaccinated, healthcare workers should not treat measles patients. Aşılanmadıkça sağlık çalışanları kızamık hastalarını tedavi etmemelidir.
  3. The infection will worsen unless antibiotics are administered. Antibiyotik verilmedikçe enfeksiyon kötüleşecektir.
  4. Unless blood pressure is controlled, the risk of stroke remains high. Tansiyon kontrol altına alınmadıkça inme riski yüksek kalır.
  5. Chemotherapy cannot proceed unless the patient's blood counts recover. Hastanın kan değerleri düzelmedikçe kemoterapiye devam edilemez.
  6. Unless the tumour is removed entirely, recurrence is likely. Tümör tamamen çıkarılmadıkça nüks olası bir durumdur.
  7. Unless you fast for 12 hours, the cholesterol test will not be accurate. 12 saat aç kalmadığın sürece kolesterol testi doğru olmayacak.
  8. Surgery is not considered unless medical treatment fails. Tıbbi tedavi başarısız olmadıkça cerrahi düşünülmez.
  9. Unless lifestyle changes are made, Type 2 diabetes will progress. Yaşam tarzı değişiklikleri yapılmadıkça Tip 2 diyabet ilerleyecektir.
  10. Ulcers rarely heal unless H. pylori is eradicated. H. pylori temizlenmedikçe ülserler nadiren iyileşir.
Even if olsa bile, -se bile bağlaç — koşul + zıtlık
Kullanım: Koşul gerçekleşse bile sonuç değişmez anlamını verir. "Even though" ile karıştırma: "even though" GERÇEK bir durum bildirirken "even if" HAYALI/olası bir durumu belirtir.
Even if + [cümle], [cümle].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Even if symptoms occur before the age of 65, the diagnosis may still be Alzheimer's. Belirtiler 65 yaşından önce ortaya çıksa bile tanı yine de Alzheimer olabilir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 38/E)
  2. Even if the patient recovers fully, close follow-up is recommended. Hasta tamamen iyileşse bile yakın takip önerilir.
  3. Even if the drug is expensive, it will be prescribed when necessary. İlaç pahalı olsa bile gerektiğinde reçete edilecektir.
  4. Even if the tumour is small, biopsy is essential for accurate diagnosis. Tümör küçük olsa bile doğru tanı için biyopsi elzemdir.
  5. Vaccination should continue even if some individuals develop mild side effects. Bazı bireylerde hafif yan etkiler görülse bile aşılamaya devam edilmelidir.
  6. Even if lifestyle changes are made, genetic risk cannot be completely eliminated. Yaşam tarzı değişiklikleri yapılsa bile genetik risk tamamen ortadan kaldırılamaz.
  7. The test may miss early disease even if performed by an experienced radiologist. Deneyimli bir radyolog tarafından yapılsa bile test erken hastalığı atlayabilir.
  8. Even if chemotherapy shrinks the tumour, complete cure is not guaranteed. Kemoterapi tümörü küçültse bile tam iyileşme garanti değildir.
  9. Even if antibiotics are stopped, the immune response may take weeks to resolve. Antibiyotikler kesilse bile bağışıklık yanıtının çözülmesi haftalar alabilir.
  10. Regular exercise reduces cardiovascular risk even if body weight remains unchanged. Düzenli egzersiz vücut ağırlığı değişmese bile kardiyovasküler riski azaltır.
Provided that / Providing that / As long as -mesi şartıyla, -diği sürece bağlaç öbeği — pozitif koşul
Kullanım: "If"in daha vurgulu hali. Bir şart koyar. Şart yerine getirilirse sonuç oluşur.
Provided that + [cümle], [cümle].
[cümle] as long as [cümle].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Yoga can relieve stress provided that you get the rest you need. Yoga, ihtiyacın olan dinlenmeyi aldığın sürece stresi giderebilir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 44)
  2. Diabetes can be controlled as long as the patient adheres to the treatment plan. Hasta tedavi planına uyduğu sürece diyabet kontrol altında tutulabilir.
  3. Surgery is safe provided that the patient's vital signs are stable. Hastanın hayati bulguları stabil olduğu sürece ameliyat güvenlidir.
  4. Providing that the wound is kept clean, healing usually takes about two weeks. Yara temiz tutulduğu sürece iyileşme genellikle iki hafta kadar sürer.
  5. Chemotherapy can be continued as long as blood counts remain within safe limits. Kan değerleri güvenli sınırlarda kaldığı sürece kemoterapiye devam edilebilir.
  6. The transplanted organ will function well provided that immunosuppressive therapy is maintained. Bağışıklık baskılayıcı tedaviye devam edildiği sürece nakledilen organ iyi işleyecektir.
  7. The child can go to school as long as he has no fever for 24 hours. 24 saat ateşi olmadığı sürece çocuk okula gidebilir.
  8. Insulin doses can remain unchanged provided that blood glucose is stable. Kan şekeri stabil olduğu sürece insülin dozları değişmeden kalabilir.
  9. The vaccine is safe as long as the recipient has no history of severe allergy. Kişide ciddi alerji öyküsü olmadığı sürece aşı güvenlidir.
  10. Discharge is possible provided that the patient can walk unaided. Hasta yardımsız yürüyebildiği sürece taburcu mümkündür.
Otherwise aksi takdirde, yoksa bağlayıcı zarf
Kullanım: Öncesinde bir öneri/emir verir, sonrasında bu yapılmazsa olacakları söyler. "If not" mantığı ile çalışır.
[emir/öneri]. Otherwise, [olumsuz sonuç].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Take your medication regularly. Otherwise, your blood pressure will rise again. İlacını düzenli al. Aksi takdirde tansiyonun tekrar yükselecek.
  2. Antibiotics must be completed. Otherwise, the infection may return. Antibiyotikler tamamlanmalıdır. Aksi takdirde enfeksiyon geri dönebilir.
  3. Fast for 12 hours; otherwise, the test results will be inaccurate. 12 saat aç kal; yoksa test sonuçları yanlış çıkacak.
  4. Vaccination should be timely. Otherwise, the child may catch the disease. Aşılama zamanında yapılmalıdır. Aksi takdirde çocuk hastalığa yakalanabilir.
  5. Insulin must be refrigerated. Otherwise, it loses its potency. İnsülin buzdolabında saklanmalıdır. Aksi takdirde etkisini yitirir.
  6. Wound care must be strict. Otherwise, infection may spread to the bone. Yara bakımı sıkı olmalıdır. Aksi takdirde enfeksiyon kemiğe yayılabilir.
  7. Report chest pain immediately. Otherwise, a heart attack may be missed. Göğüs ağrısını derhal bildirin. Aksi takdirde bir kalp krizi atlanabilir.
  8. Screening should begin at 50. Otherwise, colon cancer may be diagnosed too late. Tarama 50 yaşında başlamalıdır. Aksi takdirde kolon kanseri çok geç teşhis edilebilir.
  9. The dose should be adjusted for kidney function. Otherwise, drug toxicity may occur. Doz böbrek işlevine göre ayarlanmalıdır. Aksi takdirde ilaç toksisitesi görülebilir.
  10. Blood glucose must be monitored. Otherwise, hypoglycaemia can develop suddenly. Kan şekeri izlenmelidir. Aksi takdirde ani hipoglisemi gelişebilir.
In case ... diye, ihtimaline karşı, olur da diye bağlaç öbeği — önlem
Kullanım: Bir ihtimale karşı önceden alınan tedbiri ifade eder. Bir şey OLMADAN ÖNCE alınan aksiyon anlamındadır.
[önlem] in case [olası durum].
KARIŞTIRMA: "in case" ≠ "if". "If it rains, take an umbrella" (yağarsa al) vs "Take an umbrella in case it rains" (yağma ihtimaline karşı al).
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Always carry an EpiPen in case you have an allergic reaction. Alerjik tepki ihtimaline karşı yanında hep EpiPen bulundur.
  2. The nurse remained close in case the patient's condition worsened. Hastanın durumu kötüleşme ihtimaline karşı hemşire yakınında bekledi.
  3. A donor was kept on standby in case a transfusion became necessary. Kan nakli gerekmesi ihtimaline karşı bir donör hazır tutuldu.
  4. Blood was cross-matched in case emergency surgery was required. Acil ameliyat gerekmesi ihtimaline karşı kan çapraz eşleştirmesi yapıldı.
  5. Take glucose tablets in case your blood sugar drops suddenly. Kan şekerinin aniden düşmesi ihtimaline karşı glukoz tabletleri yanına al.
  6. The ICU bed was reserved in case complications developed after surgery. Ameliyattan sonra komplikasyon gelişme ihtimaline karşı yoğun bakım yatağı ayrıldı.
  7. Wear a mask in case the infection spreads through droplets. Enfeksiyonun damlacıklarla yayılma ihtimaline karşı maske tak.
  8. The physician ordered a second scan in case the first missed the tumour. İlk taramanın tümörü kaçırma ihtimaline karşı hekim ikinci bir tarama istedi.
  9. Antibiotics were started in case the wound became infected. Yaranın enfekte olma ihtimaline karşı antibiyotik başlandı.
  10. Vaccine records are kept in case a disease outbreak occurs. Bir hastalık salgını çıkma ihtimaline karşı aşı kayıtları tutulur.
5. Zaman (Time) Bağlaçları
İki olayın zamansal ilişkisini gösterir: eş zamanlı mı, önce mi, sonra mı? Türkçe karşılıkları: "-dığında", "-madan önce", "-dıktan sonra", "-e kadar", "-ır -maz".
When -dığında, -diği zaman bağlaç — zaman
Kullanım: Gelecek anlam için bile present tense kullanılır (when + present, will + V1). En yaygın zaman bağlacı.
When + [özne + fiil], [cümle].
ÖNEMLİ: Gelecek zaman için "when" sonrası "will" KULLANILMAZ. Doğru: When he arrives, YANLIŞ: When he will arrive.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. When the fever exceeds 40°C, seizures may occur in young children. Ateş 40°C'yi geçtiğinde küçük çocuklarda nöbet görülebilir.
  2. When antibiotics are misused, resistant bacteria emerge. Antibiyotikler yanlış kullanıldığında dirençli bakteriler ortaya çıkar.
  3. The alarm rings when the patient's oxygen level drops. Hastanın oksijen düzeyi düştüğünde alarm çalar.
  4. When the pancreas fails to produce insulin, Type 1 diabetes develops. Pankreas insülin üretmeyi başaramadığında Tip 1 diyabet gelişir.
  5. When chemotherapy is complete, follow-up scans are essential. Kemoterapi tamamlandığında kontrol taramaları elzemdir.
  6. Pain worsens when pressure is applied to the wound. Yaraya baskı uygulandığında ağrı şiddetlenir.
  7. When a stroke is suspected, every minute counts. İnmeden şüphelenildiğinde her dakika önemlidir.
  8. Blood sugar drops when insulin is administered without eating. Yemek yemeden insülin uygulandığında kan şekeri düşer.
  9. When a woman is pregnant, drug prescriptions must be re-evaluated. Bir kadın hamile olduğunda ilaç reçeteleri yeniden değerlendirilmelidir.
  10. When the wound heals fully, the stitches are removed. Yara tamamen iyileştiğinde dikişler alınır.
Before / After -den önce / -den sonra bağlaç & edat
Kullanım: İki eylemin sırasını belirtir. Hem cümle (before + subject + verb) hem de isim (before + noun/V-ing) alabilirler.
Before/After + [cümle veya isim], [cümle].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Before starting any medication, individuals should consult a physician. Herhangi bir ilaca başlamadan önce bireyler bir hekime danışmalıdır. (YÖKDİL 2021/2, Soru 48 mantığı)
  2. Blood pressure must be measured before anaesthesia is given. Anestezi verilmeden önce tansiyon ölçülmelidir.
  3. After the surgery was completed, the patient was transferred to intensive care. Ameliyat tamamlandıktan sonra hasta yoğun bakıma nakledildi.
  4. Antibiotics should not be stopped before the course is finished. Kür bitmeden önce antibiyotikler kesilmemelidir.
  5. Before receiving the vaccine, patients must be screened for allergies. Aşıyı almadan önce hastalar alerji açısından taranmalıdır.
  6. After chemotherapy, hair loss usually begins within two to three weeks. Kemoterapiden sonra saç kaybı genellikle iki-üç hafta içinde başlar.
  7. Before starting an ACE inhibitor, kidney function should be assessed. Bir ACE inhibitörüne başlamadan önce böbrek işlevi değerlendirilmelidir.
  8. Physical therapy can start after the stitches are removed. Dikişler alındıktan sonra fizik tedaviye başlanabilir.
  9. Before the biopsy result, no definitive treatment plan can be made. Biyopsi sonucundan önce kesin bir tedavi planı yapılamaz.
  10. After a stroke, rehabilitation should begin as soon as possible. İnmeden sonra rehabilitasyona mümkün olduğunca erken başlanmalıdır.
Until / Till -e kadar bağlaç & edat — bitiş noktası
Kullanım: Bir olayın ne zamana kadar devam ettiğini gösterir. "Till" konuşma dilinde daha yaygın, "until" resmi.
[cümle] until [cümle / isim].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Continue the medication until your doctor tells you to stop. Doktorun bırakmanı söyleyene kadar ilaca devam et.
  2. The wound was covered until it healed completely. Yara tamamen iyileşene kadar kapatıldı.
  3. The patient should stay in bed until the fever subsides. Hasta ateş düşene kadar yatakta kalmalıdır.
  4. Ulcers were not linked to bacteria until H. pylori was discovered. H. pylori keşfedilene kadar ülserler bakteriyle ilişkilendirilmedi.
  5. Antibiotics must be taken until the full course is completed. Kür tamamen bitene kadar antibiyotikler alınmalıdır.
  6. Isolation should continue until two negative tests are obtained. İki negatif test elde edilene kadar izolasyon sürmelidir.
  7. Nothing was eaten until the surgery was completed. Ameliyat tamamlanana kadar hiçbir şey yenmedi.
  8. Chemotherapy continued until the tumour markers dropped to normal. Tümör belirteçleri normale düşene kadar kemoterapiye devam edildi.
  9. The infant remained under observation until the jaundice resolved. Sarılık geçene kadar bebek gözlem altında tutuldu.
  10. Blood pressure was monitored hourly until it stabilised. Kan basıncı stabilleşene kadar saatlik olarak izlendi.
As soon as / Once / By the time -ır -maz / bir kez -diğinde / -diğinde artık bağlaç öbeği — zaman
Kullanım:
  • As soon as: hemen ardından gerçekleşme
  • Once: bir kez gerçekleştikten sonra
  • By the time: geç kalmışlık ifade eder — o zamana kadar bir şey olmuştur
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. As soon as anaphylaxis is suspected, adrenaline must be administered. Anafilaksiden şüphelenilir şüphelenilmez adrenalin uygulanmalıdır.
  2. Once the diagnosis is confirmed, treatment can begin immediately. Tanı bir kez doğrulandığında tedaviye derhal başlanabilir.
  3. By the time symptoms manifest, Alzheimer's has already caused significant brain damage. Belirtiler ortaya çıktığında Alzheimer çoktan ciddi beyin hasarı vermiştir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 40/E)
  4. As soon as the wound is cleaned, the risk of infection drops significantly. Yara temizlenir temizlenmez enfeksiyon riski belirgin biçimde azalır.
  5. Once chemotherapy begins, side effects usually appear within days. Kemoterapi başladığında yan etkiler genellikle günler içinde belirir.
  6. As soon as the ambulance arrived, CPR was initiated. Ambulans gelir gelmez CPR başlatıldı.
  7. By the time the patient reached the hospital, brain damage was already extensive. Hasta hastaneye ulaştığında beyin hasarı çoktan yaygınlaşmıştı.
  8. Once the pathogen is identified, targeted therapy replaces broad-spectrum antibiotics. Patojen bir kez belirlendiğinde geniş spektrumlu antibiyotiklerin yerini hedefe yönelik tedavi alır.
  9. As soon as the biopsy result was available, the oncologist called the family. Biyopsi sonucu çıkar çıkmaz onkolog aileyi aradı.
  10. By the time the tumour was detected, it had already metastasised to the liver. Tümör tespit edildiğinde artık karaciğere metastaz yapmıştı.
6. Amaç (Purpose) Bağlaçları
Bir eylemin amacını / niyetini gösterir. Türkçe karşılıkları: "-mesi için", "-mek amacıyla", "-mek üzere".
So that / In order that -mesi için, ki ... -sin bağlaç — amaç + cümle
Kullanım: Arkasına tam cümle gelir. Genellikle "can/could/will/would/may/might" gibi modal fiilleri kullanır. "In order that" daha resmî.
[cümle] so that + [özne + modal + fiil].
[cümle] in order that + [özne + modal + fiil].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Athletes use insulin so that they can develop muscles more effectively. Sporcular kasları daha etkin geliştirebilmek için insülin kullanır. (YÖKDİL 2021/2, Soru 51)
  2. Patients fast for 12 hours so that the cholesterol test can be accurate. Kolesterol testinin doğru olabilmesi için hastalar 12 saat aç kalır.
  3. The dose was reduced so that side effects would be minimised. Yan etkilerin en aza indirilmesi için doz azaltıldı.
  4. The nurse elevated the leg so that swelling could subside. Şişliğin geçebilmesi için hemşire bacağı yukarı kaldırdı.
  5. Insulin was given so that blood glucose would drop to a safe level. Kan şekerinin güvenli bir seviyeye düşmesi için insülin verildi.
  6. Antibiotics were prescribed in order that the infection might not spread. Enfeksiyonun yayılmaması için antibiyotik reçete edildi.
  7. The patient was moved to isolation so that other patients would not be exposed. Diğer hastalara bulaşmaması için hasta izolasyona alındı.
  8. Genetic testing is done so that family members can be informed of their risk. Aile üyelerinin risklerinden haberdar olabilmeleri için genetik test yapılır.
  9. Vaccines are stored in cold chains so that they may remain effective. Aşıların etkili kalabilmesi için soğuk zincirde saklanır.
  10. The tumour was removed with wide margins so that recurrence would be less likely. Nüksün daha az olası olması için tümör geniş sınırlarla çıkarıldı.
In order to / So as to -mek için, -mek amacıyla infinitif kalıbı — TO + V1
Kullanım: Arkasına fiil (V1) gelir, cümle DEĞİL. Aynı özne için amaç ifade eder. Sadece "to + V1" da yeterlidir; "in order to" ve "so as to" daha vurgulu.
[cümle] in order to + V1.
[cümle] so as to + V1.
OLUMSUZ: "in order NOT to" / "so as NOT to" şeklinde kullanılır: He drank water in order not to be dehydrated.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Athletes use insulin in order to develop muscles. Sporcular kasları geliştirmek için insülin kullanır.
  2. The patient exercises daily so as to control his blood pressure. Hasta tansiyonunu kontrol etmek amacıyla her gün egzersiz yapar.
  3. Antibiotics were prescribed in order to treat the bacterial infection. Bakteriyel enfeksiyonu tedavi etmek için antibiyotik reçete edildi.
  4. The dose was carefully calculated in order to avoid toxicity. Toksisiteden kaçınmak için doz dikkatle hesaplandı.
  5. The wound was sutured so as to promote proper healing. Uygun iyileşmeyi teşvik etmek amacıyla yaraya dikiş atıldı.
  6. Patients follow a low-sodium diet in order to lower their blood pressure. Hastalar tansiyonlarını düşürmek için düşük sodyumlu diyet uygular.
  7. The doctor ordered further tests in order to rule out cancer. Kanseri dışlamak amacıyla doktor ileri testler istedi.
  8. Masks are worn so as to reduce viral transmission. Viral bulaşı azaltmak için maske takılır.
  9. The patient was placed in isolation in order not to infect others. Başkalarına bulaştırmamak için hasta izolasyona alındı.
  10. Vaccines are updated annually so as to match circulating viral strains. Dolaşımdaki viral suşlarla eşleşmek amacıyla aşılar yıllık olarak güncellenir.
7. Ekleme & Paralellik Bağlaçları
Bir bilgiye başka bir bilgi eklemek veya iki durumu paralel göstermek için kullanılır. Türkçe: "ayrıca", "üstelik", "-nasıl ki", "hem ... hem", "ne ... ne".
Furthermore / Moreover / In addition / Besides ayrıca, üstelik, bunun yanı sıra bağlayıcı zarf
Kullanım: İki cümleyi ekleme ilişkisiyle bağlar. Her biri "ayrıca, üstelik" anlamındadır ve ikisi arasında nüans farkı yoktur (resmiyet dışında).
[cümle 1]. Furthermore, [cümle 2].
[cümle 1]. Moreover, [cümle 2].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Smoking damages the lungs. Furthermore, it increases the risk of many cancers. Sigara akciğerlere zarar verir. Ayrıca pek çok kanserin riskini artırır.
  2. The vaccine is effective. Moreover, it has an excellent safety profile. Aşı etkilidir. Üstelik mükemmel bir güvenlik profiline sahiptir.
  3. The drug lowers blood pressure. In addition, it protects kidney function. İlaç tansiyonu düşürür. Bunun yanı sıra böbrek işlevini korur.
  4. Chemotherapy causes hair loss. Besides, it can lead to severe fatigue. Kemoterapi saç kaybına sebep olur. Bunun yanı sıra ciddi yorgunluğa yol açabilir.
  5. Regular exercise reduces cardiovascular risk. Furthermore, it improves mood and sleep. Düzenli egzersiz kardiyovasküler riski azaltır. Ayrıca ruh halini ve uykuyu iyileştirir.
  6. The therapy is affordable. Moreover, it is covered by most insurance plans. Tedavi uygun fiyatlıdır. Üstelik çoğu sigorta planı tarafından karşılanır.
  7. Antibiotic overuse causes resistance. In addition, it disrupts the gut microbiome. Antibiyotik aşırı kullanımı dirence sebep olur. Bunun yanı sıra bağırsak mikrobiyomunu bozar.
  8. Insulin controls glucose. Furthermore, it helps regulate fat metabolism. İnsülin glukozu kontrol eder. Ayrıca yağ metabolizmasını düzenlemeye yardımcı olur.
  9. Diet plays a role in cancer prevention. Moreover, physical activity reduces the risk even further. Diyetin kanser önlemede rolü vardır. Üstelik fiziksel aktivite riski daha da azaltır.
  10. MRI provides detailed images. In addition, it does not use ionising radiation. MR ayrıntılı görüntüler sağlar. Bunun yanı sıra iyonize radyasyon kullanmaz.
Just as nasıl ki ..., aynı şekilde ... / -diği gibi bağlaç — paralellik / benzerlik
Kullanım: İki durumun aynı yönde, benzer olduğunu vurgular. Cümle Tamamlama sorularında "aynı şekilde X yapar" tipi doğru şıkları işaret eder.
[cümle 1] just as [cümle 2].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. A low-fat diet may reduce Alzheimer's risk just as it lowers the risk of cardiovascular disease. Düşük yağlı diyet, kardiyovasküler hastalık riskini azalttığı gibi Alzheimer riskini de azaltabilir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 38)
  2. Vaccines protect individuals just as herd immunity protects entire populations. Aşılar bireyi nasıl koruyorsa sürü bağışıklığı da tüm toplulukları öyle korur.
  3. Exercise strengthens the heart just as reading strengthens the mind. Egzersiz nasıl kalbi güçlendiriyorsa okumak da aynı şekilde zihni güçlendirir.
  4. Antibiotics fight bacterial infections just as antivirals fight viral infections. Antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonlarla nasıl savaşıyorsa antiviraller de viral enfeksiyonlarla öyle savaşır.
  5. Chemotherapy targets cancer cells just as radiation therapy damages their DNA. Kemoterapi kanser hücrelerini nasıl hedef alıyorsa radyoterapi de aynı şekilde onların DNA'sına zarar verir.
  6. Insulin lowers blood glucose in Type 1 diabetes just as metformin does in Type 2 diabetes. İnsülin Tip 1 diyabette kan şekerini nasıl düşürüyorsa metformin de Tip 2 diyabette aynı şekilde düşürür.
  7. Smoking damages the lungs just as excessive alcohol damages the liver. Sigara akciğerlere nasıl zarar veriyorsa aşırı alkol de karaciğere aynı şekilde zarar verir.
  8. Genetic testing predicts risk just as imaging identifies structural abnormalities. Genetik test riski nasıl öngörüyorsa görüntüleme de yapısal anormallikleri aynı şekilde belirler.
  9. Early detection saves lives in breast cancer just as it does in colon cancer. Erken teşhis meme kanserinde nasıl hayat kurtarıyorsa kolon kanserinde de aynı şekilde kurtarır.
  10. Antibodies neutralise viruses just as phagocytes eliminate bacteria. Antikorlar virüsleri nasıl etkisizleştiriyorsa fagositler de bakterileri aynı şekilde yok eder.
Not only ... but also sadece ... değil, aynı zamanda ... bağlaç çifti — güçlü ekleme
Kullanım: İki bilgi birbirini destekler; ikincisi daha da vurgulanır. Cümle başında olursa DEVRİK CÜMLE gerekir: Not only does he ..., but he also ...
[cümle], not only ... but also ...
Not only + [devrik cümle], but [özne + also + fiil].
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Smoking causes not only lung cancer but also heart disease. Sigara sadece akciğer kanserine değil, aynı zamanda kalp hastalığına da sebep olur.
  2. The drug not only reduces blood pressure but also protects the kidneys. İlaç sadece tansiyonu düşürmekle kalmaz, aynı zamanda böbrekleri de korur.
  3. Not only was the tumour large, but it had also spread to the lymph nodes. Tümör sadece büyük olmakla kalmadı, aynı zamanda lenf düğümlerine de yayıldı.
  4. Vaccines not only protect the individual but also prevent community outbreaks. Aşılar sadece bireyi korumakla kalmaz, aynı zamanda toplum salgınlarını da önler.
  5. The therapy not only shrinks the tumour but also improves quality of life. Tedavi sadece tümörü küçültmekle kalmaz, aynı zamanda yaşam kalitesini de iyileştirir.
  6. Obesity not only increases diabetes risk but also raises cancer risk. Obezite sadece diyabet riskini artırmaz, aynı zamanda kanser riskini de yükseltir.
  7. Physical therapy not only restores movement but also reduces chronic pain. Fizik tedavi sadece hareketi geri kazandırmaz, aynı zamanda kronik ağrıyı da azaltır.
  8. The disease affects not only adults but also young children. Hastalık sadece yetişkinleri değil, aynı zamanda küçük çocukları da etkiler.
  9. Insulin therapy not only controls glucose but also prevents ketoacidosis. İnsülin tedavisi sadece glukozu kontrol etmekle kalmaz, aynı zamanda ketoasidozu da önler.
  10. Not only does aspirin relieve pain, but it also reduces the risk of stroke. Aspirin sadece ağrıyı hafifletmez, aynı zamanda inme riskini de azaltır.
Both ... and / Neither ... nor / Either ... or hem ... hem / ne ... ne / ya ... ya da correlative conjunction
Kullanım:
  • Both A and B: her ikisi de (olumlu)
  • Neither A nor B: ne A ne B (ikisi de değil)
  • Either A or B: ya A ya B (birinden biri)
Özne-yüklem uyumu: "neither/either ... or ..." kullanıldığında yüklem, kendisine EN YAKIN özneyle uyum sağlar.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Both lifestyle changes and medication are needed to control hypertension. Hipertansiyonu kontrol etmek için hem yaşam tarzı değişiklikleri hem de ilaç gereklidir.
  2. The patient had neither fever nor cough, so pneumonia was unlikely. Hastanın ne ateşi ne de öksürüğü vardı, bu yüzden zatürre pek olası değildi.
  3. The tumour may be either benign or malignant; only biopsy can tell. Tümör ya iyi huylu ya da kötü huylu olabilir; sadece biyopsi bunu söyleyebilir.
  4. Both vaccination and good hygiene reduce infection risk. Hem aşı hem de iyi hijyen enfeksiyon riskini azaltır.
  5. Neither antibiotics nor antivirals were effective against the mutated strain. Mutasyona uğrayan suşa karşı ne antibiyotikler ne de antiviraller etkili oldu.
  6. The infection can be treated either with oral tablets or intravenous drugs. Enfeksiyon ya oral tabletlerle ya da damardan ilaçlarla tedavi edilebilir.
  7. Both the surgeon and the anaesthesiologist reviewed the pre-op tests. Hem cerrah hem de anestezist ameliyat öncesi testleri gözden geçirdi.
  8. The rash was neither itchy nor painful, suggesting a viral origin. Döküntü ne kaşıntılı ne de ağrılıydı, bu da viral bir kökene işaret ediyordu.
  9. The patient can either continue chemotherapy or switch to targeted therapy. Hasta ya kemoterapiye devam edebilir ya da hedefe yönelik tedaviye geçebilir.
  10. Both Type 1 and Type 2 diabetes require regular monitoring of blood glucose. Hem Tip 1 hem de Tip 2 diyabet, kan şekerinin düzenli takibini gerektirir.
Whether ... (or) -ıp -ıp olmadığı / ister ... ister ... bağlaç — dolaylı soru / ikilem
Kullanım:
  • whether A or B: "ister A ister B, sonuç değişmez"
  • whether ... or not: "olsa da olmasa da"
  • Dolaylı soru için "if" ile eş anlamlıdır: I don't know whether he will come.
🩺 Tıp Diliyle 10 Örnek
  1. Whether you practise in the morning or the evening, yoga can relieve stress. İster sabah ister akşam yap, yoga stresi giderebilir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 44)
  2. Scientists are studying whether a low-fat diet may reduce Alzheimer's risk. Bilim insanları düşük yağlı bir diyetin Alzheimer riskini azaltıp azaltmadığını araştırıyor. (YÖKDİL 2021/2, Soru 38)
  3. Whether the tumour is benign or malignant will be determined by biopsy. Tümörün iyi huylu mu kötü huylu mu olduğu biyopsiyle belirlenecek.
  4. The doctor questioned whether the pain was cardiac in origin. Doktor ağrının kalp kaynaklı olup olmadığını sorguladı.
  5. Whether vaccinated or not, everyone should follow hygiene measures. Aşılı olsun ya da olmasın herkes hijyen önlemlerine uymalıdır.
  6. It remains unclear whether the drug is safe during pregnancy. İlacın gebelikte güvenli olup olmadığı belirsizliğini korumaktadır.
  7. Whether surgery or radiotherapy is better depends on the tumour stage. Cerrahinin mi yoksa radyoterapinin mi daha iyi olduğu tümörün evresine bağlıdır.
  8. Blood tests can determine whether you are low on potassium. Kan testleri potasyumunuzun düşük olup olmadığını belirleyebilir. (YÖKDİL 2021/2, Soru 32/E)
  9. The researchers investigated whether the new drug caused liver damage. Araştırmacılar yeni ilacın karaciğer hasarına yol açıp açmadığını araştırdı.
  10. Whether the patient recovers quickly or slowly, close follow-up is essential. Hasta ister hızlı ister yavaş iyileşsin, yakın takip elzemdir.
Hızlı Özet Tablosu — Sınavda 1 Saniye İçinde Karar Ver
Görürsen Anlam Boşluk bekleyen yön
Although / Even though / ThoughzıtlıkTERS mantık cevap
While / Whereaszıtlık (karşılaştırma)TERS mantık cevap
However / Nevertheless / Nonethelesszıtlık (nokta sonrası)TERS mantık cevap
But / Yetzıtlık (virgül sonrası)TERS/ek mantık cevap
Despite / In spite of-e rağmen + İSİMTERS mantık cevap
Because / Since / Asçünkü, -dığı içinNEDEN veya SONUÇ cevap
Due to / Because of-den dolayı + İSİMSONUÇ cevap
Therefore / Thus / So / Consequentlybu yüzden, sonuç olarakSONUÇ cevap
If / Unless / Provided that / As long askoşul (eğer, -medikçe)SONUÇ/İHTİMAL cevap
Even ifolsa bileDEĞİŞMEYEN sonuç cevap
Otherwiseaksi takdirdeOLUMSUZ sonuç cevap
In caseihtimaline karşıÖNLEM cevap
When / Once / As soon as-dığındaZAMAN SIRALI cevap
Until-e kadarBİTİŞ noktası cevap
By the time-diğinde artıkGEÇMİŞ/tamamlanmış cevap
So that / In order that-mesi için (+ modal)AMAÇ cevap
In order to / So as to-mek için (+ V1)AMAÇ cevap
Furthermore / Moreover / In additionayrıca, üstelikAYNI YÖN + ek bilgi cevap
Just asnasıl ki / aynı şekildePARALEL / benzer cevap
Whether ... (or)-ıp -ıp olmadığıSORU / İKİ SEÇENEK cevap
Son Tavsiye: Cümle Tamamlama sorularında önce verilen yarıdaki bağlacı işaretle. Bağlaç zıtlık ise cevap tersi, neden ise cevap sonucu, koşul ise cevap sonucu, amaç ise cevap niyeti verir. Şıklardaki bağlaçları da benzer mantıkla okuyup ana yarıyla uyum sağlayan tek şıkkı seç. Genelde tek şık mantıksal olarak uyar; diğer şıklar konuyla ilgili olsa da bağlaç mantığını bozar.